Ana SayfaARAŞTIRMA/İNCELEMEAhmet Haşim’siz Frankfurt: Bir “susku suikastı” ne zaman biter? 

Ahmet Haşim’siz Frankfurt: Bir “susku suikastı” ne zaman biter? 

Ölüme yürüyordu ve Almanya son umuduydu. Hitler iktidara gelmeden birkaç ay önce Frankfurt’taydı Ahmet Haşim. Küçük gazete yazılarıyla bu ziyaretindeki gözlemlerini duyuruyordu. “Frankfurt Seyahatnamesi” (Frankfurter Reisebericht) böyle bir küçük kitapçıktı. Ölümünden hemen sonra çıktı. Almanya, Ahmet Haşim’i kurtaramamıştı. 

Ama Haşim, bu “Arap çocuğu”, 12 yaşından sonra Türkçeyi öğrenmiş bu gerçekten özel adam, mizahı, müziği ve melankoliyi modern Türk şiirine, hatta düzyazılarına taşıyarak Yahya Kemal ve Nâzım Hikmet ile birlikte modern Türk edebiyatını damgalayan tuhaf bir adamdı. Almanya’da da şifa bulamadı ve Türkiye’ye döndü. 4 Haziran 1933’te öldü. Hitler, uğursuz iktidarını sağlamlaştırmak için çalışıyordu o ölürken, ünlü Ernst Röhm darbesine daha bir yıl vardı mesela. Neyse…

Biz bugüne bakalım. 

Türklerin ilgisizliği, boşvermişliği bu küçük fakat müthiş tanıklığın Almancaya girmemesini kolaylaştırmış olmalı. Olabilir. Sonunda bu boşluğu Romanya doğumlu bir Macar Türkolog, Beatrix Caner 2008 gibi doldurabildi. Ama sorun yalnızca Türkçelilerde mi? Almanca adına hareket etmeye meraklı “demokrat” Almanlar da Weimar Cumhuriyeti’nin son demlerine tanıklıklarını yayımlayan, modern Türkçenin üç büyük kurucusundan birinin kaleminden çıkan bu kitapçığı Alman okuruna sunmayı düşünmüş değildi.   

“Ne olursa olsun, Ahmet Haşim ve onun Frankfurt’u, Türk-Alman işbirliğiyle tarihsel bir “susku suikastına” kurban edilmiştir.”

Bunlar, var. Bunlar, biliniyor. Pek de önemli değil. Sonuçta 1884 doğumlu Yahya Kemal’den küçük, 1902 doğumlu Nâzım Hikmet’ten büyük Ahmet Haşim, 1887 doğumludur, Almancaya bir biçimde girmiş oldu. Almanya tanıklıklarıyla. Çok gecikerek de olsa… 

Sorun bundan sonra… 

BİLGİSİZLİK Mİ, İLGİSİZLİK Mİ? 

Almanya ve Almancanın ilgisizliği irdelenmeye değer. Bu küçük kitap Almancaya çevrilip bir tiyatro oyunu olarak sahneye konulabilirdi. Yapmadılar. Belgesel bir film olabilirdi. Yapmadılar. Dizi olabilirdi. Yapmadılar. Yapmıyorlar. Uzun metrajlı ve bir drama olarak filmi çekilebilirdi. Avrupa Almanyası’nın sanat dünyasına bu yollarla da ithal edilebilirdi. Akın Şipal, Ruşen Kartaloğlu, Emre Akal tiyatro için düşünebilirdi… Sinemada kalalım: Fatih Akın, Tevfik Başer, Züli Aladağ, Kutluğ Ataman, Buket Alakuş, Thomas Aslan, İlker Çatak, Yasemin Şamdereli, Özgür Yıldırım, hatta Feo Aladağ… Böyle daha onlarca isim var, onlarca “sanatçı”… 

İlgilenmediler veya ilgilenmiyorlar. Ya da bilmiyorlar. 

Her neyse, Ahmet Haşim, Frankfurt’ta 1933 yılına girerken Hitler iklimini soluyup Türkiye’ye dönen ve orada yaşama veda eden bir büyük şair-yazar, demek ki hiç önemli olmamış geçtiğimiz 93 yılda ne Türk ne de Alman “sanatçılar” için… 

Uygun görülmediğini veya “tecahül edildiğini”, bilerek görmezlikten gelindiğini söyleme hakkımız var mı bir asıra yakın bir süre sonra? 

Bir yazı ve söz ustasının, modern Türk şiirinin üç babasından birinin ölüme yürürken tuttuğu notlar, Weimar Cumhuriyeti’nin Frankfurt-Main kentindeki yansımaları, neden kimsenin dikkatini çekmedi acaba? Alman edebiyatını ise saymıyoruz bile. 

BEATRİX CANER’İN ÇABASI

Bundan sonra bir şeyler yapılabilir mi? Şu ya da bu şekilde Ahmet Haşim, Beatrix Caner’in çabasıyla, dar bir alanda da olsa, Almancaya girmiş bulunuyor. Bu  katkı bugün nasıl geliştirilebilir? Yapılır mı? Yapılması gerekir mi? 

Bunlar korkutucu sorular. 

“Weimar Frankfurt’u”nun bir söz ustasında bıraktığı izlenimler, bugünün “Türkçe ile iltisaklı” 4 milyonu aşkın Almanyalısı dahil, yaklaşık 110-120 milyonluk “Almancalı” bir kitleye sanatsal bir çerçevede hatırlatılabilir mi? 

Bu soru, neden önemli? 

Tekrar: Haşim 1932 sonbaharında geldi Frankfurt’a ve yazılarında Hitler iktidara gelmeden bir ay kadar önceki sokakları, insanları, iklimi anlattı. Sadece bu bile başlı başına bir neden olmalıydı bu gözlemlerin gerek Türk gerekse Alman “aydınlar veya yetkililer” aracılığıyla Almanca dünyaya sunulması için. Yapmadılar. Sonuçta Bertolt Brecht’lerin kavga verdiği ve büyük bir sınıf savaşımının patladığı iklimin tanıklığıydı o notlar. Gerçi Haşim’in Brecht ve nazizme direnen antifaşist cepheden, özellikle komünistlerden, hatta sosyal demokratlardan falan da pek hazzetmediğini biliyoruz. Ama…

PROF. DR. FRANZ VOLHARD VE BUGÜN  

Her neyse… Sadece Prof. Dr. Franz Volhard bile bu şairin Frankfurt tanıklıklarının yeni sanatsal ürünlere gerekçe oluşturmalıydı. Neden mi? Vaktiyle Haşim’i iyileştirmeye çalışan dünyaca ünlü böbrek uzmanı Prof. Dr. Volhard’ın, geçen yıl mart ayında Nazi Almanyası’ndaki işbirlikçi tutumu nedeniyle adının üniversitedeki amfiden ve büstünün kaldırıldığını, yani bir işbirlikçi olduğunun tescillendiğini de biliyoruz. “80-90 yıl sonra mı?” diye sorulabilir ve gülümsemek gerçekten mümkün. 

Ne olursa olsun, Ahmet Haşim ve onun Frankfurt’u, Türk-Alman işbirliğiyle tarihsel bir “susku suikastına” kurban edilmiştir. 

Bu suikast hâlâ sürüyor. Ağır mı oldu?

Tamam, bu saptama ağır bulunabilir. İyi de, sözünü ettiğimiz iklimi şu aşağıdaki satırlarla aktarabilen bir şairin 75 yıl boyunca böyle tamamen “Almanca dışı” kalması, bir suikasttan başka ne ile açıklanabilir? 

Haşim, tanık olduğu sınıf savaşımını anlatıyor, kitapçığının “Alman Ailesi” bölümünde: 

“Frankfurt’ta nişanlanmış olan bir dostumuz bu ’aile sadeti’ sözü üzerine güldü: 

Bugünkü Alman ailesinin saadeti hakkında size bir fikir vermek üzere kendi ailemi anlatayım:

Kaynatam: Demokrattır. 

Kaynanam: Katolik fırkasındandır.

En büyük baldızım: Komünisttir.

Ortanca baldızım: Nasyonal Sosyalisttir. 

En ufak baldızım: Nasyonalisttir. 

Oğlan çocuk: Merkez fırkasındandır. 

Her akşam soframızda bu altı zıt akidenin muharebeleri olur. Evvela münakaşalar, bağırmalar, sonra sinir buhranları, ağlamalar ve nihayet bayılmalar… Komünist baldızımın kolları bağlanıp bir odaya hapsedilinceye kadar bizde rahat yemek yemenin imkânı yoktur.” 

Bu müthiş sahneyi sözcüklerle çizebilen Haşim’in sonraki yılları önceden gördüğünü söyleyebiliriz. Komünistler ve onlarla anlaşabilecek tüm ilericilerin kolları bağlanmış, ama bir başka odaya hapsedilmemiş, toplama kamplarında katledilmişti, eğer daha önce sokaklarda, ev baskınlarında, Gestapo’nun işkencehanelerde  infaz edilmemişlerse… 

PEMBE, BÜYÜK VE KURTLU BİR ELMA: ALMANYA

Özetin özeti ve son: Şu aşağıdaki küçük alıntı ve içerdiği gözlem bile yeterdi, Ahmet Haşim ile ilgili Almancada bir hadise yaratmak için. “Sabah kahvaltısından sonra otelimden çıktım” diye başlayan “Caddeler” bölümündeki gözlemleri, yine müthiş: 

“Gelip geçenlerin yolunu terbiyeli bir tebessümle kesen ve teneke kutular uzatıp kâğıttan sarı, pembe, beyaz çiçekler dağıtan şu adamlar ne istiyor? Bunlar da artık Almanya’yı ağzına kadar dolduran sayısız sakat, yetim, fakir, hasta cemiyetlerinin sadaka toplayıcılarıdır. 

Sarı bezden uydurma bir avcı üniforması üzerinde, uydurma bir kayış, uydurma bir matara ve bir muhayyel müstakbel seferin uydurma teçhizatiyle erken süslenmiş şu bayağı çehreli adamlar kim?Bunlar Hitler askerleridir. Etrafa yan bakarak, sessiz ve karanlık dolaşan kırmızı kravatlı gençler kim? Bunlar da Hitlercilerden daha hayırlı olmayan komünistlerdir. 

Akşam oluyor: Lacivert gece, bin bir ışık beneğiyle caddeleri dolduruyor; karanlık köşelerde siyah mantolarına sarılmış bir takım korkak, genç kadın çehreleri belirdi. Bunlar bir değil, iki değil, belki binlerden fazla! Bunlar ne? Bunlar da açlığın günden güne artırdığı kıt müşterili Alman gece fahişeleridir. 

Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.” 

Bu entelektüel gücün hakkı verilmemiştir. Dünyayı birkaç yıl içinde ateşe verecek bir ülkenin ve devletin gösterişli fakat kurtlu bir büyük elma olduğunu 1933 yılı başında Türkçe anlatabilen kalemden söz ediyoruz.

Cumhuriyet Türkçesi ile yetişmiş ilericileri Avrupa’nın hegemon ülkesinde ve edebiyatında, tiyatrosunda, sinemasında vs. ciddi görevler bekliyor. 

Aynı şey Alman aydınları için de geçerlidir. Değil midir?

OSMAN ÇUTSAY – FRANKFURT

FOTO: Creative Commons Attribution-Share Alike 3.0 Germany (Bundesarchiv, Bild 183-R27373 / CC-BY-SA 3.0)

SOSYAL MEDYA

DUYURULAR