İzmir’e bağlı Tire ilçesinde bulunan Kuvayı Milliye ve Zeybek Müzesi 2023 yılının nisan ayında Tire Belediyesi tarafından kurulmuş ve 1 Haziran 2023 tarihinde de ziyarete açılmış.
“Türkiye’nin İlk ve Tek Zeybek Müzesi” olan müzede, 15. yüzyıldan günümüze kadar uzanan zeybekler tarihi ve kültürü ile milli mücadele dönemini yansıtan etnografik objeler yer alıyor.

AFRO ZEYBEK TABLOSU
Kuvayi Milliye ve Zeybek Müzesi’ni gezenlerin hemen dikkatini çeken tablolardan biri de ünlü oryantalist ressam Jean-Leon Gérome tarafından 1869 yılında yapılan tuval üzerine yağlıboya Afro Zeybek tasviri. Afro Zeybekler, oryantalist ressamların estetik anlayışları açısından idealdi. Stanislaw Chlebowski, Charles Gabriel Gleyre ve Jean-Leon Gérome gibi pek çok Avrupalı ressam , “baschi bozouk” olarak adlandırdıkları Afro Zeybekleri resmettiler ve bu resimler çok sayıda kartpostalda yer aldı.

Zeybekler/efeler, öncelikle Türk halk kültüründe kendine özgü gelenek ve ritüelleriyle yüzyıllardır varlıklarını sürdüren bir sosyal topluluktur. Diğer yandan mert ve hareketli kişiliklerinden dolayı askerlik mesleğine yakın durmuş, bu da devlet otoritesinin zayıfladığı zamanlarda bazı zeybeklerin merkezî otoriteyle yaşadıkları sorunlar nedeniyle eşkıyalıkla yollarının kesişmesine sebep olmuştur.
Zeybekler, görünümleri ve macera dolu yaşamlarının yarattığı cazibe sayesinde, 1800’lü yılların başlarından itibaren Avrupa’nın yoğun bir şekilde ilgisini çekmişlerdi. Kendilerine karşı duyulan bu ilgi, sıklıkla seyyahların yazılı metinlerine, yabancı gazetecilerin köşe yazılarına ve oryantalist sanatçıların eserlerine yansımıştı. Özellikle “Başıbozuk” sıfatıyla katıldıkları savaşların ardından, zeybek temalı stüdyo fotoğraflarının sayısında büyük bir artış yaşanmıştı. Bu tarihlerde zeybekler; gerek İzmir, İstanbul ve Selanik’teki stüdyolardan Avrupa ülkelerine gönderilen kartpostallarda, gerekse ünlü ressamların tablolarında sıklıkla yer alıyorlardı.

JEAN-LEON GÉROME
Oryantalist akımın gözdesi ve uluslararası sanat çevrelerinin yıldızı olan Jean-Léon Gérome, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında dünyanın en ünlü ressamlarından biriydi.
Varlıklı bir kuyumcunun oğlu olan Gérome, Fransa’nın doğusundaki Vesoul’de 1824 yılında doğdu. Buradaki yerel kolejde Latince, Yunanca ve tarih okudu. Paris Güzel Sanatlar Okulu’nda Paul Delaroche’un atölyesine öğrenim gördü. Yapılan bir şakanın ölümcül sonuçlanması üzerine atölyenin kapanmasının ardından Gérome, bir yılını İtalya’da geçirdikten sonra Paris’e döndü ve Charles Gleyre ile çalışmalarına devam etti. Burada sadece üç ay kaldı, ancak bu süre, İsviçreli ressamın öğretisinden etkilenmesi için yeterliydi.
1847’de Salon’da sergilenen ilk tablosu Horoz Dövüşü Yapan Genç Yunanlılar’ın, (Louvre Müzesi, Paris) başarısı, Gérome’u ve birkaç sınıf arkadaşını aynı tarzda başka tablolar yapmaya teşvik etti. “Les Neogrecs-Yeni Yunanlılar” ya da “Les Pompeistes – Yeni Pompeiciler” olarak anılan bu grup, antikiteden esinlenen ve neoklasizmin ele aldığı ağır içerikli konular yerine, gündelik yaşamdan konuları işlediler. Pompei’den etkilendikleri için de “Yeni Pompeiciler” olarak da adlandırıldılar.
Kariyerine, 1855 Evrensel Sergisi’nde sergilenen küçük bir tabloyla etnografik ressam olarak başladı; bu eser, anıtsal, neoklasik eseri L’Age d’Auguste (Augustus Çağı- Amiens, Picardie Müzesi) ile birlikte sergilenmişti. Kampta Dinlenme, Moldova Anısı tablosu için asker ve muhafızların eskizlerini 1853’teki Balkanlar gezisi sırasında çizmişti. Gerçekçi ve nesnel bir üslupla resmedilen bu eserin sıra dışı kompozisyonu, ki bu Gérome’un en güçlü yanlarından biridir, ona özgünlüğünü kazandırdı. 1856’da Mısır’a gitti. Dört ayını arkadaşlarıyla birlikte Nil Nehri’nde gezerek geçirdi; ardından dört ay daha Kahire’de Süleyman Paşa’nın ödünç verdiği bir evde kaldı.
Gérome, sanat galerisi sahibi Adolphe Goupil’in kızı Marie Goupil ile evlendikten sonra hazır bir müşteri kitlesi edinmişti. Koleksiyoncular -özellikle Amerikalılar- çağdaş akademik sanatçıların eserlerini satın alırken Goupil’in tavsiyelerine uymakla kalmamış, Gérome ayrıca Goupil’in eserlerinin fotogravür ve fotoğraflarını dünya çapında dağıtımından da büyük fayda sağlamıştı.
Gérome 1864 yılında, Fransız hükümeti tarafından, önemini yitirmeye başlayan Paris Güzel Sanatlar Okulu’na yeni bir soluk kazandırmak için okulda açılan atölye öğretmenlerinden biri olmaya davet edildi. Bir öğretmen olarak mükemmel bir üne sahipti ve dünyanın dört bir yanından yaklaşık iki bin genç sanatçı onun öğrencisi olmak için gelmişti. Birçoğu daha sonra Oryantalist olacaktı. Gérome, öğrencilerine, kendi tekniği olan, son derece parlak ve pürüzsüz bir yüzey elde etmek için ince boya katmanları uygulama tekniğini aktarırken, aynı zamanda doğru detaylarda olması gereken tutkuyu da aşıladı.
SEYAHAT ETMEYİ SEVEN RESSAM
Türkiye, Mısır, Filistin, Yunanistan, İspanya, Cezayir ve İtalya gittiği ülkelerdendi. O seyahat etmeyi, Paris sanat dünyasının kısıtlamalarından kurtulmak için büyük bir rahatlama olarak görüyordu. 1868’deki bir safari gezisinden döndüğünde (seyahat arkadaşı Paul Lenoir’ın anlattığına göre), normalde kusursuz bir sanatçı olan bu kişi, “güneşten bronzlaşmış teni, bir Bedevi’ye yakışır uzun sakalı, yıpranmış giysileri” nedeniyle neredeyse tanınmaz haldeydi. Gérome üzerine yıllarca araştırma yapan Gerald Ackermann’a göre, yaklaşık altı yüz tamamlanmış eserinden iki yüz ellisi oryantalist konuları içeriyordu.
Gérome, esas olarak çağdaş Kahire ve İstanbul ile ilgileniyordu. Yapıtları arasında, anıtsal bir kapıda görevli muhafızlar, beyaz etekli Osmanlı ordusundaki Arnavut askerler, yağma ve vahşetleriyle kötü şöhretli Başıbozuklar, köle pazarlarında veya hamamlarda çıplak kadınlar, bireysel ve cemaat namaz sahneleri gibi temaları, kompozisyonlarda farklı varyasyonlarla tekrar tekrar işlemiştir.
İstanbul’da Sultan Abdülaziz döneminde yapılan yeni alımlarla koleksiyonun geliştirilmesi sürecini yöneten kişi, Gérome ve Boulanger’nin Paris Güzel Sanatlar Okulu’nda öğrencisi olmuş, bizde “Şeker Ahmet Paşa” olarak da tanınan Ahmet Ali Bey’den başkası değildi. Türkiye’deki ilk sanat sergilerini düzenleyen Ahmet Ali Bey’in 1875’te açtığı resim sergisi Sultan Abdülaziz’in de dikkatini çekmiş, onu yaverliğine getirerek sanat koleksiyonunu geliştirmekle görevlendirmişti.

15 MAYIS 1875’TE İSTANBUL’A GİTTİ
Kentin kozmopolit sanat çevresi, ressamın Fransa ve ABD’deki ününün farkındaydı. Sanatçıya bu gezisi sırasında Antoine Buttura adında genç bir Fransız ressamı da eşlik etmişti. Aynı mektuplardan öğrendiğimize göre birkaç gün sonra sabahın beşinde resim yapmak için evden çıkıp, akşam altıda “köpek gibi yorulmuş” olarak eve dönüyorlardı. Gérome’un eski öğrencileri ona gittiği yerlerde devlet kademelerinde anahtar rol oynayan kişilerle tanışmasını sağlıyordu.
1875’teki bu ziyareti sırasında sanatçı Osman Hamdi Bey’le görüşmüş, devlet adamı ve Osmanlı Tiyatrosu’nun kurucusu bir entelektüel olan Ahmed Vefik Paşa ve Sultan Abdülaziz’in portresini yapmak için İstanbul’a gelmiş, bu arada Pera’da bir sanat okulu açmış olan Fransız ressamı Guillemet ile tanışmıştı. Daha sonra Bursa Valisi olacak Ahmed Vefik Paşa bu kentteki Osmanlı anıtlarının restorasyonunu yönetiyordu. Gérome, Bursa gezisinde kentin önemi anıtlarını içeren çeşitli eskizler yaptı. Şehrin Yeşil Cami ve Yeşil Türbe gibi pek anıtsal yapısına daha sonra yaptığı pek çok resimde yer verecekti.
Gérome’un bağlantıda olduğu kişiler arasında Sultan Abdülaziz döneminin saray fotoğrafçıları Abdullah Biraderler de vardı. 1875 ziyareti sırasında Abdullah Biraderlerin Pera’daki stüdyolarında başlıca görsel kaynaklardan biri de bu üç Ermeni kardeşin çektiği fotoğraflardı. Beş gün sonra Abdullah Biraderlerin Gérome’a yazdığı bir mektupta, ressamın ihtiyaç duyabileceği başka fotoğraflar da olursa gönderebileceklerini belirtiyorlardı. Kuşkusuz görsel bir kaynak olarak, saray fotoğrafçıları dışında başka fotoğrafçılara ve ressamlara kapalı olan Topkapı Sarayı’nın bazı mekânlarını da içeren bu fotoğraflar Gérome için paha biçilmez bir değer taşımaktaydı.
Örneğin, Gérome ünlü “Yılan Oynatıcısı” resminin arka planını oluşturan çinileri resimlemek için, Abdullah Biraderler’in sarayın iki farklı yerini, Altın Yol ve Bağdad Köşkü’nü gösteren fotoğraflarını kullanmıştı. Hazırlık çalışmaları olarak sayısız ince ve ayrıntılı çizim yapardı. Bunların çoğunu, ticari bir amaç gütmeden arkadaşlarına hediye ederdi. Diğerleri ise damadı, ressam Aime Morot’a miras kaldı.
İNANILMAZ BİR ÜRETİM HACMİ
Herhangi bir seyahatten Paris’e döndüğünde, hiç ara vermemiş gibi bir kolaylık ve el becerisiyle hemen çalışmaya başlardı. O, Parisli modellerin yanı sıra, Doğu tarzında dekore edilmiş atölyesini dolduran sahne donanımı ve kostümleri de kullanırdı.
Gérome’un yapıtlarını sayısı ve çeşitliliği o kadar fazladır ki, tek bir kişinin bu kadar çok resim yapmış olması olanaksız gibi görünür; bu, zaman zaman yardımcılarının desteğini aldığının kesin işaretidir.
Gérome’un popülaritesindeki düşüş, henüz hayattayken başlamıştı. Empresyonistlerin karşıtı olarak -ki bu gayet doğaldı, zira onların öznel resim anlayışı, kendisinin titiz ve özenli yöntemleriyle taban tabana zıt düşüyordu- siyasi çekişmelere karıştı ve modası geçmiş biri olarak damgalandı.
1904’te 79 yaşında öldüğünde, Gerald Ackermann’ın ifadesiyle, “resmi övgüler, halkın ilgisizliği ve eleştirmenlerin sert sözleri eşliğinde toprağa verildi.” Koleksiyonunun bir kısmını doğduğu şehir olan Vesoul’a bırakmayı planlamıştı. Ancak yer yetersizliği nedeniyle bağışı reddedildi.
Gérome’un eserleri Fransız müzelerinde hâlâ çok az yer almaktadır. Eserlerinin neredeyse tamamı Amerikan özel ve kamu koleksiyonları tarafından satın alındı; ancak 1950’lerde tablolarının fiyatları o kadar gülünç derecede düştü ki, birçok Amerikan müzesi elindeki Gérome eserlerini satmak zorunda kaldı.
Önyargıların kurbanı olan Gérome, kendi ülkesinde neredeyse hiç tanınmaz hale geldi. Fransa’da kendisine resmi bir retrospektif sergisi düzenlenebilmesi ancak 1981’de mümkün olabildi ve epeyce gecikerek 19’uncu yüzyılın en etkili ve yaratıcı ressamlarından biri olarak yeniden kabul gördü.
FAHRİ ERFİLİZ – ÖMER YAPRAKKIRAN
KAPAK GÖRSELİ: ÖMER YAPRAKKIRAN
