Ana SayfaSAHNE SANATLARIYönetmen Banu Sıvacı: "Günyüzü tüm dünyanın kız çocuklarına adandı"

Yönetmen Banu Sıvacı: “Günyüzü tüm dünyanın kız çocuklarına adandı”

Yönetmen ve senarist Banu Sıvacı, ikinci uzun metrajlı filmi “Günyüzü” ile Berlin Film Festivali kapsamında dünya prömiyerini yaptı. Film, festivalin yenilikçi ve biçimsel arayışlara odaklanan Forum bölümünde gösterildi. 

Sıvacı, ilk uzun metrajı Güvercin ile uluslararası festivallerde yer almıştı. Yönetmenin yeni filmi Günyüzü, Anadolu’da geçen bir hikâye üzerinden yas, suskunluk ve toplumsal baskı temalarını ele alıyor. 

Başrollerinde Selva Erdener ile Süleyman Kadim Kabaali’nin yer aldığı filmin görüntü yönetmeni ise Yusuf Aslanyürek.

SIVACI’NIN İKİNCİ UZUN METRAJLI FİLMİ 

Sıvacı, ilk gösterimi 2018’de 68’inci Berlin Uluslararası Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen “Güvercin” filmi ile tanındı. Daha sonra 2026 Berlin Film Festivali’nin Forum bölümüne “Günyüzü” filmi ile katılan yönetmen Banu Sıvacı “Ben Günyüzü filminin yapımı süresince bu filmin tüm dünyanın kız çocuklarına adandığı hissini hep içimde yaşattım. Siz filmi seyredip salondan ayrıldığınızda bir kaybın, bir insanın faili meçhul ölümünün, adaletsizliğe uğramasının, insanlar üzerindeki yıllarca süren etkileri hakkında düşünüyorsanız, benim için filmim amacına ulaşmıştır” dedi. 

Günyüzü filminde ekolojik kaygıyı, insanın en temel ihtiyacı olan “barınma” ve “aidiyet” duygusunun sarsılması üzerinden anlatmak istediğini vurgulayan yönetmen Banu Sıvacı, “Tehlikeli fay hatları sadece yerin altında değil, karakterlerimin arasındaki o görünmez mesafelerde de mevcut” şeklinde konuştu.

FİLMİN KONUSU

Film, trajik bir olay sonucu hayatını kaybeden kız kardeşinin ardından yas sürecine giren Suna’nın hikâyesine odaklanıyor. Selva Erdener’in canlandırdığı karakter, yalnızca bir kaybın değil, aynı zamanda olayın çevresindeki sessizliğin izini sürüyor. Köy yaşamının geleneksel yapısı ve aile içindeki bastırılmış meseleler, anlatının temel çatışma alanını oluşturuyor. Yeğeninin düğününe katılmak üzere yola kedisi Leyla ile yola çıkan Suna’nın yolculuğu, trajik olayın yaşandığı Konya Akşehir Kundullu Köyü derin krater gölünün kıyısına kadar uzanıyor. 

Suna’nın kız kardeşi burada ölmüştür ve geriye yalnızca bir ayakkabısı kalmıştır. Geçmişin karanlıkta kalmış köşelerini aydınlatmak, Suna için bir görev hatta bir takıntı haline gelir. Günlerini köyde kediyi arayarak ve kendisiyle açıkça konuşacak insanları bulmaya çalışarak geçirir. Ancak bu hiç de kolay değildir; çünkü kardeşi, yengesi ve köydeki çoğu insan, yalnızca kız kardeşinin ölümü hakkında değil, birçok şey hakkında konuşmamaktadır. Kardeşi Ayhan ve köy gelenekleri konusunda kararsız olan ve manda sürüsünü devralma sorunuyla boğuşan yeğeni ile genç saz çalgıcısı Fidan, Suna’nın ruhuna en yakın insanlar hâline gelir. 

KADININ GÜCÜ VE KARARLILIĞI

Yönetmen Banu Sıvacı, ikinci uzun metrajlı filmi “Günyüzü”nde başkahraman Suna’nın gücünü, kararlılığını ve stilistik görkemini sinemasal bir dile dönüştürerek ruhlar arasında adeta ışıltılı bir bağ yaratıyor. Film, adını aldığı sinestezi duygusuyla kurulan bu özel atmosferle, Türk kadın gücünün en etkileyici örneklerinden birini sunuyor.

Banu Sıvacı iklim krizi, aile içi şiddet ve taciz, ayağımızın altından sürekli kayıp giden yerküre ile ilgili sorumuza şu yanıtı verdi: 

“Aslında filmde izlediğiniz o yüzey faylanmaları ve köyün tahliye kararını sadece hikâyenin geçtiği bir mekân dinamiği olarak görmüyorum. Benim için doğa, bu filmde karakterlerin arkasında duran sessiz bir dekor değil; bizzat hikâyeyi iten, hatta karakterleri yerinden eden aktif bir özne. Evet, arka planda bir iklim krizinin, yerkürenin dengesinin bozulmasının yarattığı o tekinsiz fonu bilerek kullandım. İnsanın üzerinde durduğu toprağa olan güvenini kaybetmesi, bence modern dünyanın en büyük trajedilerinden biri. Yüzeydeki o çatlaklar, aslında karakterlerin iç dünyasındaki kırılmaların, aile içindeki o sessiz ama derin sarsıntıların yeryüzüne çıkmış hali. Doğanın artık bizi üzerinde barındırmak istemediği, bizi ‘tahliye ettiği’ bir dönemi yaşıyoruz. Köyün boşaltılması sadece idari bir karar değil; toprağın artık bizimle olan anlaşmasını bozmasıdır. Ben de Günyüzü’nde bu ekolojik kaygıyı, insanın en temel ihtiyacı olan ‘barınma’ ve ‘aidiyet’ duygusunun sarsılması üzerinden anlatmak istedim. Yani o fay hatları sadece yerin altında değil, karakterlerimin arasındaki o görünmez mesafelerde de geçiyor.”

FİLM GÖSTERİMİ SONRASINDA YANITLAR 

Yönetmen Banu Sıvacı, prodüktör yapımcı Orkun Huylu, sanat yönetmeni Reyhan Acar ve oyuncu Selva Erdener, “Günyüzü” filminin gösteriminden sonra festival sunucusunun sorularını yanıtladılar: 

Bu güzel filmle ve resim gibi doğal görüntülerle festivalin son günü en iyi sinemasal gezimizi yaptık. Berlin Film Festivali’ndeki Günyüzü adlı filminizin son gösterimiyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

BANU SIVACI – Benim için en büyük sınav Berlin’de ilk dünya gösterimini yaptığımız gündü. Ama bu güzel heyecan dördüncü gösterimiz olan günde dolu salonumuzla birlikte devam etti. Bu büyük bir hayaldi, ekibimle birlikte bunu gerçekleştirebildiğimiz için çok mutluyuz.

Filminizde ekibiniz sadece kendi göreviyle sınırlı kalmayıp, diğer alanlara da el atmış. Sanat kollektifi yaratıcılığı da desteklemiş diyebilir miyiz? Bu soruyu prodüktör Orkun Huylu ’ya yöneltelim.

PRODÜKTÖR ORKUN HUYLU – Sinema özünde kolektif bir sanat elbette. Düşük bütçeli bir yapım olarak hepimizin farklı farklı görevleri vardı. Benim asıl mesleğim oyunculuk. Bir araya geldiğimizde hepimiz hikâyeye inanmış insanlar olarak, elbirliği ile her konuda katkı koyarak işimize sarıldık. Gerektiğinde uyumadan çalıştık. Oyuncu aynı zamanda yapımcı oldu, cast direktörü oyuncu oldu. Rejide ve yapımda çalıştı. “Hayır” deme lüksümüz hiç olmadı. Türkiye’de sanat yapabilmek, dünya standartlarının üstünde donanımlı olmayı gerektiriyor. O yüzden her şeyi yapabilmelisiniz. Örneğin bir yapımcımız da aynı zamanda görüntü yönetmenimiz olan Yusuf Aslanyürek’dir.

– Banu Sıvacı, siz şehirde doğup büyümüşsünüz. Berlin’de daha önce gösterilen ilk filminiz “Güvercin” de şehirde geçiyordu. Sizi kırsala iten nedir?

BANU SIVACI – Evet Güvercin filmi benim doğduğum kentte çekildi. Bu oraya olan hâkimiyetimle ilgili bir filmdi. İkinci filmim ise annemin doğduğu yere ait. Ben küçük bir kızken bütün yaz aylarımı anneannemle birlikte kırsalda geçirirdim. Orada dinlediğim ve gözlemlediğim yaşanmış bazı hikâyelerden damıtıp, ekibimle birlikte bir dünya yarattık.

Elinizdeki kıt kaynaklarla ve olanaklarla, köyde ne varsa onunla çalıştınız. Orada yaşayan yerel halkı da mı filme dahil ettiniz? Mekânları da olduğu gibi mi kullandınız? Prodüksiyon aşamasında neler yaşandı?

SANAT YÖNETMENİ REYHAN ACAR – Filmde gördüğünüz hiçbir mekân gerçek mekân değil. Aslına uygun olarak oradaki imkânlarla yeniden tasarlandı ve yapıldı. Ana mekân olan baba evi de yeniden yapıldı. Film için çalışmaya çekimden bir hafta önce başladım. İlk başta korkularım vardı. Ama Banu’nun net ve kararlı aktarımları ve olay örgüsünü bana doğru geçirmesinden dolayı anneannesinin yıkılmış evinden çıkardığımız eşyalarla yeniden tasarladık. O sıva çatlaklarını da kendi ellerimizle yaptık. Depo gibi kullanılmayan alanları da ana mekânımızın içine yerleştirdik.

– Selva Hanım, siz kardeşiniz Süleyman ile ilişkiniz ve geçmişinize dair neler söylersiniz?

BAŞROL OYUNCUSU SELVA ERDENER– Geçmişinden karanlık izler taşıyan bir kadın, köyüne bir düğün dolayısıyla dönüş yapıyor ve geçmişiyle aslında müthiş bir sınır çiziyor kendine. Bugünkü parlak kariyeri ile geçmişi arasında karanlıkta kalmış gizli köşeleri açmaya çabalıyor çeşitli tanıklıklarla. Kaybettiği kız kardeşinin izlerini arıyor. Bu kayıp kendi özelinde bu kadar uzun süren bir etki bırakmıştı. Süleyman ile olan ilişkimde ise kız kardeşinin bıraktığı kızı Fidan’a geçiş yaptım ve onu seçtim. Erkek kardeşimle olan ilişkime de bu kız çocukları üzerinden baktım.

– Banu Hanım, siz hayvanları filmlerinizde çok kullanan bir yönetmensiniz. Hem seslerini hem görüntülerini. Bu normal bir film prodüksiyonu için çok zor bir süreç. Sizin için onlarla çalışmak nasıl bir duygu?

BANU SIVACI – Onlarla kurduğumuz doğru bağlantı nedeniyle bize bir oyuncu kadar rahatlık sağlayabileceklerini biliyordum. Bu Güvercin filmim ve Günyüzü filmimde de böyle oldu. Bağ kurmamız elbette film çekimlerinden çok önce yöreye giderek onlarla epeyce uzun bir zaman geçirmemizdendir. Süleyman mandalarla, Selva da kedimle yattı kalktı neredeyse. Böylece rahatlık ve güven sağlandı.

– Suna filmde hem özgür bir karakter olarak algılanıyor hem de köylü tarafından eleştiriliyor. Ama Suna kedisini kaybederken Süleyman mandasını çamurdan kurtarıyor. Buna nasıl bir anlam yüklemeliyiz?

BANU SIVACI – Ben hayvanları filmlerimde romantik bir amaçla kullanmıyorum. Kelimelerden daha fazla yöntemler kullanabilmek için, hayvanlar karakterlerimin yaşadığı her şeye bir yan anlam ve simge oluyorlar. Burada sınırlarını koruyan özgürlükçü bir kadının kedisinin kaybolmasının elbette bir amacı var. Yazarken bunu hedefledim. Siz bu filmi izlerken Suna’nın 30 yıl boyunca kafasını kurcalayan, beyninin içini kemiren, yer eden onun belki de birçok konuda hayata karşı soğuk ve sınırlı olmasına neden olan kaygıları izlerken, aynı şekilde seyirci olarak kedi Leyla’yı kaybediyorsunuz. Bütün film boyunca başka olaylar izlerken, kafanızın bir köşesinde acaba Leyla nerede, Leyla’ya ne oldu, sorusuna yanıt arıyor ve Suna ile benzer bir duyguyu onunla paylaşmış oluyorsunuz.

Ana karakterimiz Ayhan ise mandalar konusunda bir güç gösterisi yapıyor. Mandalar evcil hayvan değil, vahşiler. Süleyman başlangıçta onlardan ve boynuzlarından ve vücut ağırlıklarından çok korkuyor. Bulduğumuz Bufalo yetiştiricisi onları bebekliğinden itibaren biberonla besleyip büyütmüştü. Onlar bakıcının yanında kedi gibilerdi. Aramızda güven de oluşunca işimiz kolaylaştı elbette.

Ama köpeği çok sevdiğimiz için bize gerekli performansı gösteremedi. Fidan’ın köpeği Anadolu çoban köpeği Kangal cinsi ve saldırgan olmalıydı. Aramızda o da ehlileşti, oyununu saldırgan köpek yerine, küçük bir fino olarak sergiledi. 

SELVA ERDENER – Mandalardan korkmadığımızı sanmayın. Bir anda ayağa kalkıyorlardı. 3-5 tanesi boynuzlarıyla birbirlerine girdiklerinde hemen onları kendi hallerine bırakıyorduk.

BANU SIVACI – Bu soru ve yorumunuz için çok teşekkür ederim. Benim için süreç şöyle başladı: Filmi ilk yazmaya başladığımda dünya gündemini çok yakından takip ediyordum. Kadın cinayetlerinin giderek hızla arttığı bir dönemdeydik. Bunun için bir şeyler yapma isteği uyandı içimde. Ben bu filmde bir ablanın yasından bahsetmek istedim. Bu yasın 30 yıl sonra bile insanları nasıl etkileyebileceğini göstermek istedim. Ben bu senaryoyu yazdığım sırada bile maalesef kadınları kaybediyorduk ve tüm dünyadan korkunç haberler geliyordu. Bugün de devam ediyor. Benim için artık bu sadece bir ailenin yaşadığı kız çocuğu ölümleri değildi: Mesela Gazze’de yaşananlarda aynı derecede kız çocuklarını ilgilendiren bir konuydu.

Bu yüzden ben filmim süresince bu filmin tüm dünyanın kız çocuklarına adandığı hissini içimde yaşattım. Siz buradan ayrıldığınızda bir kaybın, bir insanın faili meçhul ölümünün adaletsizliğe uğramasının insanlar üzerindeki yıllarca süren etkileri hakkında düşünüyorsanız benim için filmim amacına ulaşmıştır.

YÖNETMEN BANU SIVACI KİMDİR?

Sinema alanında çalışan sanatçı, lisans öğrenimini Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde tamamladı. Reklam, sinema ve dizi setlerinde reji ve yardımcı yönetmenlik yaptı. Berlin Film Festivali’nde ilk uzun metraj filmi olan Güvercin’in (2018) açılışını yaptı. Birçok ödül kazanan Banu Sıvacı, 2018 yılında düzenlenen İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film ve En İyi Müzik ödüllerini aldı. Yine 2018 yılında düzenlenen Sofya Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandı.

NURAY KİBAR – BERLİN 

SOSYAL MEDYA

DUYURULAR